NERGİS İLKESİ - 1 May 2009 - Blog - AHMET BOGUS ELECO TEST DRIVE
Sunday
11.December.2016
08:00
Login form
Search ARAMA
Calendar TAKVIM
«  May 2009  »
SuMoTuWeThFrSa
     12
3456789
10111213141516
17181920212223
24252627282930
31
Entries archive
Oy Havuzu
BU SEZON KIM SAMPIYON OLUR KI?
Total of answers: 109
Dost Siteler
  • Kendine Bir site Hazırla
  • Statistics

    Total online: 1
    Guests: 1
    Users: 0

    TEST ELECO

    Blog

    Main » 2009 » May » 1 » NERGİS İLKESİ
    NERGİS İLKESİ
    17:36
    NERGİS İLKESİ
    Kızım defalarca telefon edip, “Anne, zamanları geçmeden gelip
    nergisleri görmelisin” demişti. Aslında gitmek istiyordum ama
    araba ile neredeyse iki saatlik mesafedeydi. Biraz gönülsüzce,
    “Haftaya salı” diye söz verdim. Çünkü bu üçüncü telefon edişiydi.

    Ertesi salı, yağmur ve soğukla birlikte geldi. Ama ne çare, söz
    vermiştim bir kere ve bu yüzden salı günü arabama atlayıp gittim.
    Kızımla ve torunlarımla hasret giderdikten sonra dedim ki;
    “Nergisleri boş verelim! Yol, sisten görünmüyor. Zaten şu anda
    seni ve çocukları o kadar çok özlemiş durumdayım ki, bir metre
    daha araba kullanmayı düşünmüyorum!” Kızım sakince gülümsedi
    ve “Biz her zaman böyle havalarda araba kullanıyoruz, anneciğim”
    dedi. Bense, “Hava açılmadan dünyada tekrar yola çıkmam. O
    zaman da doğru evime döneceğim!” diye kararlı konuştum.
    Kızım, “Arabamı almak için beni garaja kadar götürebileceğini
    düşünmüştüm” deyince “Garaj ne kadar uzaklıkta?” diye sordum.
    “Sadece birkaç yüz metre ötede” dedi kızım. “Tamam o zaman,
    götürürüm. Nasılsa bu kadar yola alışığım” dedim.

    Yola çıktıktan birkaç dakika sonra “Nereye gidiyoruz biz?
    Bu yol garaj yolu değil!” diye sordum. Kızım gülerek, “Garaja
    uzun yoldan gidiyoruz” dedi, “Nergislerin yolundan.” Tam sert bir
    sesle itiraz edecekken kızım beni susturdu; “Bak anne”, dedi,
    “inan bana, bu fırsatı kaçırırsan kendini asla bağışlamazsın.”

    Yirmi dakika kadar sonra küçük bir çakıl yola saptık, ileride elle
    yazılmış “Nergis Bahçesi” yazısı vardı. Arabadan çıkarak her birimiz
    bir çocuğun elinden tuttuk ve patikadan aşağı inmeye başladık.
    Patika yoldaki ilk dönemeçte gördüklerim karşısında nefesim kesildi.
    Dünyanın en göz alıcı görüntüsü gözlerimin önünde uzanıyordu.
    Sanki; birisi bir kazan dolusu altını alıp dağın zirvesinden aşağıya,
    yamaçlarına doğru boca etmişti. Çiçekler; görkemli bir şekilde,
    helezonlar halinde, koyu turuncu, beyaz, limon sarısı, somon pembe,
    hardal, krem, rengarenk, adeta kurdele gibi ardarda dizilmişlerdi.
    Aynı renkteki çiçekler bir arada ekilmiş olduğundan, her biri
    kendi rengindeki bir ırmağı andırırcasına akıp gidiyordu.

    Beş dönüm çiçek vardı. “Fakat, bütün bunları kim yaptı?” diye
    sordum kızıma. “Sadece bir tek kadın” diye cevapladı, “Kendisi de
    burada yaşıyor, burası onun evi.” Tüm o ihtişamın ortasındaki
    küçük ve mütevazı, iyi bakılmış, A şeklindeki bir evi gösterdi.
    Eve doğru yürüdük. Evin girişindeki bahçede bir tabela gördük.
    “Cevaplayabildiğim kadarıyla soracaklarınızın yanıtları” yazıyordu
    tabelada. İlk yanıt basitti: “50.000 çiçek soğanı” diyordu.
    İkinci yanıt: “Hepsi birer birer, bir kadın tarafından. İki el,
    iki ayak ve birazcık akıl ile.” Üçüncüsü: “1958’de başlandı” idi.

    İşte bu! Nergis İlkesi buydu... O an, benim için hayatımı
    değiştirecek bir deneyim oldu. Hiç görmemiş olduğum bu kadıncağızı
    düşündüm, aşağı yukarı kırk yıl önce bu işe koyulan, her seferinde
    bir çiçek soğanı ekerek, görülmesi bile zor bir dağa göz zevkini ve
    neşesini getirmiş olan o kadını. Ama, her seferinde tek bir çiçek soğanı
    ekerek, yıllar boyu süren çabası sonucunda dünyayı değiştirebilmişti.
    Bu bilinmeyen kadın, içinde yaşadığı dünyayı ebediyen değiştirmişti.

    Tarifi zor bir büyülü ortam, güzellik ve ilham yaratmıştı. Onun,
    nergis bahçesinin öğrettiği ilke; en çok bilinen prensiplerden biriydi.
    Yani; amaçlarımıza ve arzularımıza doğru, her seferinde bir adım
    atarak
    -daha çok, küçük birer adım atarak- ulaşmayı öğrenmek,
    bir iş yapmayı sevmesini öğrenmek ve zaman birikiminin nasıl
    kullanılacağını öğrenmek. Zamanın küçük parçacıklarını ufak günlük
    çabalarımızla çarptığımız zaman, kendimizin de muhteşem şeyler
    yapabileceğimizi görürüz. Biz de dünyayı değiştirebiliriz.

    “Yine de bu beni biraz üzüyor” dedim kızıma. “Düşünüyorum da,
    otuz beş-kırk yıl önce böyle güzel bir amaçla yola çıkmış
    olsaydım, şu anda ne kadarına ulaşmış olabilirdim acaba?”
    Kızım, günün anlamını, kendine has tavrıyla kısaca;
    “Bunu öğrenmeye hemen yarın başla!” diyerek özetledi.

    Dün kaybettiğimiz saatleri düşünmenin hiçbir yararı yok.
    Pişmanlığımızın nedenlerinden bahsedeceğimize,
    kutlanacak bir ders almak istiyorsak; “Bunu bugün nasıl
    işe yarar hale getirebilirim?” diye sormamız yeterlidir.

    Jaroldeen Asplund Edwards

    İng. Çeviren: Doğugül Kan

    Views: 576 | Added by: bino72 | Rating: 5.0/2 |
    Total comments: 0
    Name *:
    Email *:
    Code *: