Ünlü tiyatrocudan MHP'ye beklenmedik çıkış - 22 April 2013 - Blog - AHMET BOGUS ELECO TEST DRIVE
Tuesday
06.December.2016
12:13
Login form
Search ARAMA
Calendar TAKVIM
«  April 2013  »
SuMoTuWeThFrSa
 123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
282930
Entries archive
Oy Havuzu
BU SEZON KIM SAMPIYON OLUR KI?
Total of answers: 109
Dost Siteler
  • Kendine Bir site Hazırla
  • Statistics

    Total online: 1
    Guests: 1
    Users: 0

    TEST ELECO

    Blog

    Main » 2013 » April » 22 » Ünlü tiyatrocudan MHP'ye beklenmedik çıkış
    Ünlü tiyatrocudan MHP'ye beklenmedik çıkış
    15:40
    Yaratılanı severim, Yaradan'dan ötürü.
    Yunus Emre

    http://haber.mynet.com/unlu-tiyatrocudan-mhpye-beklenmedik-cikis-691041-guncel/
    -------------------
    “Gül Sevdası” adlı tiyatro oyununu sergilemek için geldiği Osmaniye'nin Kadirli ilçesinde, çözüm süreci ile ilgili açıklamalarda bulunan Ahmet Yenilmez, çözümü insanların bayram sabahını bekler gibi beklediğini vurguladı. Yenilmez, “Sebep aramaktan bile vazgeçmişim. İnsanlar sanki tıraşını olmuş, sanki yeni elbiselerini giymiş bayram sabahını bekliyor, herkes bayram namazını bekliyor” dedi.

    -----------------------------------------------
    Bu yukarıdaki yazı üzerine neler oluyor diye bir küçük araştırma yaptım kendimce.Bulduklarımı aşagıda kaynakları ile yazdım.Merak eden olursa diye.

    http://www.habererk.com/haber/5875/komutanim-annem-turkce-bilmiyor.html

    Mümtaz’er Türköne
    Kendinizi, ana dili Kürtçe olan birinin yerine koyup düşünün. Anadiliniz Kürtçe. Bebeklikten çocukluğa geçerken ilk duyduğunuz kelimeleri hatırlayın. Anneniz neşe içinde sizi kucağına alıp bağrına basarken, ‘canım’ yerine ‘dilemîn’ diye sevmiş olsun. Hasta, ateşler içinde yatarken, sabaha kadar başınızda bekleyen o kederli yüzden hep ‘kuzum’ yerine ‘derxemîn’ sözünü işitmiş olsanız. Kürtçe ninnilerle, Kürtçe türkülerle büyüyün. Babanız tam aferinlik bir iş yaptığınızda ‘koçum’ veya ‘aslanım’ yerine ‘mere delal’ diyerek sırtınızı sıvazlasın.
    Sonra, çok sonra bu dil devlet tarafından yasaklansın. Veya yılar önce bu dilin kanun çıkartılarak yasaklandığını öğrenin. ‘Her zaman istedikleri gibi Kürtçe konuştular’ laflarını geçiniz.. 3 Kasım 1983’te, anlı-şanlı Konsey Yönetimi, Danışma Meclisi’ne 2932 sayılı kanunu çıkarttırarak Kürtçenin herşeyini, bu arada konuşulmasını da yasakladı. Evet konuşulmasını yasakladı. Kanunda yasak alanı olarak sıralananlar arasında ‘özel hayat’ta var. Yani siz Kürtçeyi evinizde bile konuşamazsınız. Hatta bu kanuna göre rüya bile göremezsiniz, Kürtçe düşünemez ve sayıklayamazsınız.
    Dünyaya ilk gözünüzü açtığınızda duyduğunuz, annenizden ilk şefkat kelimeleri ile birlikte öğrendiğiniz anadiliniz yasaklansa siz ne yapardınız? Ben ne yapardım? Muhatabım Kürtler değil de Türk milliyetçileri olduğu için lafımı sakınmadan söylüyorum: Elime silah alıp dağa çıkardım.
    Kendinizi Kürtlerin yerine koyup düşünün. Onların hissettiklerini anlamaya çalışın. Zor bir iş, biliyorum; ama deneyin. Bir empati kurun. Başka herhangi bir şeyden değil, sadece dilden bahsediyorum. Diliniz yasaklansa, kullandığınız zaman ceza verilse, sürekli olarak aşağılansa, alay konusu edilse ne yapardınız? Empati kurmak zor bir iş. Ama deneyin, çaba harcayın ve anlamaya çalışın.
    PKK’lıları bir kenara bırakın. 12 Eylül’den sonra Mamak’ta görüşte Kürtçe konuştuğu için annesinin karşısında askerlerin postalları altında ezilen Ülkücü Abdüssamet Karakuş’un yerine koyun kendinizi. Onun yerine ‘komutanım annem Türkçe bilmiyor’ diye siz bağırmış olun. Ne hissederdiniz?
    Kürt sorunu, özünde sadece Kürtçe sorunu. Dikkat edin, Kürtlerin talep ettiği her şey gelip Kürtçe sorununa dayanıyor. KCK davasında görüldüğü gibi Kürtçe ifade verme, yer isimlerinin Kürtçe olması, Türkçe alfabede olmayan ‘x,q ve w’ harflerinin kullanılması, Nüfus idarelerinin çocuklara konulan Kürtçe isimlere izin vermesi, Kürtçe eğitim vs. BDP-PKK Kürtçe ile ilgili talepleri istismar ederek göstere göstere siyaset yapıyor. Bir çok aşırılık, bir çok lüzumsuzluk doğrudan bu Kürtçe taleplerinin siyasîleşmesinden kaynaklanıyor.
    Kürtçeye getirilen yasakların tamamı da, herkesi kışladaki asker gibi hazırolda tutmaya ve üniforma giydirmeye kararlı askerî yönetimler tarafından getirildi. Herkes aynı şeyi düşünecek, herkes aynı şeye inanacak, herkes aynı dili konuşacaktı. Hepsi bundan ibaret. Yakın tarih hakkında yaklaşık bir fikir sahibi iseniz, elinizi vicdanınıza koyun ve dosdoğru cevap verin: 1983 yılında Kürtçeye getirilen yasak olmasaydı bugünkü PKK olur muydu?
    Biz Kürtlerle çok uzun bir tarihi birlikte yaşadık. Muzafferüddin Gökbörü ile Selahaddin Eyyubî arasındaki dostluk ve kardeşlik, bin yıla yaklaşan bir kaderin sembolüdür. Her toplum için coğrafyanın biçimlendirdiği bir kader vardır. Yaşadığımız coğrafya Türkleri Kürtlere, Kürtleri de Türklere mahkûm etmiştir. İki taraf birlikte uyum içinde yaşamadıkları takdirde, dünya her ikisi için de cehennemdir. Osmanlı Devleti, Kürtlerden aldığı destekle koca bir Orta Doğu devletine dönüşmüştür. Yavuz’un İdris-i Bitlisî’ye gönderdiği altı tuğralı ve mühürlü bir tomar beyaz kağıdın hikmeti budur. Yavuz bu fermanların üstünü istedikleri gibi doldurmalarını, bölgeye de aralarından bir vali seçmelerini istemişti. Kürtler ikincisini kabul etmediler, valiyi Yavuz’un tayin etmesini istediler.
    Tekerleme şeklinde birilerinin ağzına sakız yaptığı gibi Kürtler Türkleri hiçbir zaman arkasından vurmadı. Kurtuluş savaşında çıkan bir düzine isyandan sadece biri, Koçgiri İsyanı Kürtlerin meskun olduğu bölgeye aittir; ama amacı Kürtlük davası değildir.
    Yine kendinizi Kürtlerin yerine koyup düşünün: Bir Kürt olsanız, Güneydoğu’da küçük bir devletin vatandaşı mı olmak istersiniz, yoksa bugünkü Türkiye sınırlarını mı? Birileri paranoyak olabilir, ama Kürtler aptal değil.
    Türkiye’nin bölünme tehlikesi yok. Birileri bu tehlikeden ekmek yiyor diye gece gündüz kabus göremeyiz. Kürtlerin gönlünü ve rızasını alacağız. Kürtlerin Kürt olarak, anadilleri ile birlikte Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin eşit ve onurlu vatandaşları olarak yaşamalarını, ve kendilerini böyle hissetmelerini sağlayacağız. Bu görev bir Türk olarak bana ait. Çünkü bu devletin sahibi benim. Devletime orta etmediğim adamdan sadakat bekleyemem.
    Türkü sevmek için, Kürtten nefret etmeniz gerekmiyor. Türk yücelecekse Kürtle beraber yücelecek. Başka bir ihtimal yok. Türkçeye sevdalı olmak, Kürtçeyi aşağılamakla olmaz. Anasından öğrendiği dile saygı göstermediğiniz birinden saygı göremezsiniz.
    Kürtleri eşit ve onurlu vatandaşlar olarak, milliyetçilik anlayışınızın içine yerleştiremiyorsanız, bırakın, her şeyden vazgeçin. Biz size Kara Afrika’nın ortasından bir arazi alalım. Orada sizin gibi düşünen Türklerle birlikte, Türk milletine ve devletine zararınız dokunmadan paşa paşa yaşayın. Hem kendinizi zencilerden ayırma konusunda pek müşkülat çekmezsiniz.
    ‘Apoyu paşa yapsak’ başlıklı son yazımda, ‘Hepimiz Kürt’üz’ lafının aslında Alpaslan Türkeş’e ait olduğunu kasten söylememiştim. ‘Bir Allah’ın kulu yorumlarda bu sözü hatırlar mı?’ diye bekledim. Öyle biri çıktı; tebrik ediyorum.
    Evet ne diyorduk? ‘Kürt’ü sevmeyen Türk, Türk değildir’. Peki bu sözün kime ait olduğunu biliyor musunuz?

    -----------------------
    Sorunu cevabı başka bir yazıda .aşagıda cevabı var.Onun altında ise ilgili yazının tamamı var.

    Ziya Gökalp’in “Türkü sevmeyen Kürt, Kürt değildir; Kürt’ü sevmeyen Türk, Türk değildir” sözüyle, merhum Başbuğumuzun “Kürtler ne kadar Kürt’se ben de o kadar Kürt’üm, ben ne kadar Türk’sem Kürtler de o kadar Türk’tür” sözleri Kürtlerin Türklüğünü göstermez… Bu sözlerden anlaşılması gereken, Kürtlerin Türk milletiyle bütünleşmelerinde hiçbir engelin olmadığıdır… Tabii ki bunun ‘bütünleşme tamamlanmıştır’ anlamına gelmeyeceği de açıktır..
    ------------------------------------------
    “Gönlünde başka ırkın özlemini duymayan ve kendisini samimi olarak Türk hisseden herkes Türktür…”
    Merhum Başbuğumuzun ‘Türk’ tarifi bu... Bu tariften anladığımız, Başbuğun Türklüğü ırka indirgemediği ve meseleye kültür ve terbiye ekseninde baktığıdır… Ülkücü-milliyetçi aydınların büyük çoğunluğunca benimsenen yaklaşım da bu şekildedir… MHP ve Ülkü Ocakları’nın resmi görüşü de …
    Ancak bizde sistematik düşünce gelişmediği için olsa gerek, bu yaklaşımla çelişen bir çok kabulun peşine de takılabiliyoruz: “Sümerler Türk’tü, Etrüksler Türk’tü, Truvalılar Türk’tü vs…”
    Millet böyle bir şey mi?
    İslâm inancına göre insanlığın atası tek... Bütün insanlar bu tek atadan türemiş… O zaman zaten bütün insanlar bu noktada ırktaş değil mi?
    Dünyada ırklar ne zaman oluşmuştur, bu ırklardan milletler nasıl türemiştir, hemen hemen belli… Bugünkü modern milletlerin oluşması ise neredeyse “dün” mesabesinde… Bunlar da biliniyor... O zaman bu tür yaklaşımların sebebi ne?
    Geçenlerde bir ahbapla görüşmemde söz döndü dolaştı “Kürtlerin aslında Türk olduğu” tezine geldi… Ahbabımız bu tezi kitaplaştıran bir yazarın daha evvel Japonların da Türk olduğunu ispat ettiğini söylemesi üzerine dayanamayıp sordum: “Peki bundan Japonların haberi var mı?”
    İşte bizim çelişkimiz burada. Bir yandan milletin ırkın ötesinde bir kavram olduğunu ifade ediyor, öte yandan tamamen ırkî yaklaşımlarla kendini başka bir şekilde tanımlayan insanların “Türk” olduklarını ispatlamaya çalışıyoruz...
    Kürt’lerle ilgili yaklaşımımız da aynı…
    Dillerinin ve ırklarının özgünlüğüne takıyoruz… Oysa dünyamızda millet diye tanımlanan oluşumların bir çoğunda aynı problemler mevcut…
    Eğer millet, ırkın da ötesinde bir kavramsa, bu bütün milletler için böyle olmalıdır… Hangi ırktan gelirse gelsin, bizim kültürümüzü benimseyen, bizimle yaşamak isteyen ve kendisini bizden biri gibi gören herkesi Türk kabul ediyorsak, Türkmen asıllı Kürt’ün varlığını da kabullenmeliyiz... Yani “Kürt asıllı Türk” olunuyorsa, “Türkmen asıllı Kürt” de olunabilir…
    Kürtler aslında Türk mü değil mi tartışması bu yönüyle beyhude bir tartışmadır... Türk milliyetçiliği, ‘millet’i ırkçı bir temele oturtsaydı, Kürtlerin aslında Türk olduğu tezi belki bir anlam ifade edebilirdi… Her ortamda millet anlayışlarının sadece ırka dayanmadığını anlatagelen Türk milliyetçilerinin Kürtlerin Türklüğünü bir takım ırkî mülahazalara oturtmaları çelişkinin daniskası olsa gerektir…
    Şu an bizim ilgilenmemiz gereken, o insanların kendilerini ne hissettikleridir... ‘Ortak atadan gelmek’ tabii ki millet olmayı kolaylaştıran bir unsurdur... Bu bakımdan Kürtleşen Türkmenlerin varlığı ihmal edilmemeli, ortak millete giden yolda bu olgu mutlaka kullanılmalıdır… Ancak Türkmen asıllı olup kendini Kürt hissedenleri bu yönüyle eleştiriye tabi tutmanın tutarsızlığının göz ardı edilmemesi şartıyla…
    Ziya Gökalp’in “Türkü sevmeyen Kürt, Kürt değildir; Kürt’ü sevmeyen Türk, Türk değildir” sözüyle, merhum Başbuğumuzun “Kürtler ne kadar Kürt’se ben de o kadar Kürt’üm, ben ne kadar Türk’sem Kürtler de o kadar Türk’tür” sözleri Kürtlerin Türklüğünü göstermez… Bu sözlerden anlaşılması gereken, Kürtlerin Türk milletiyle bütünleşmelerinde hiçbir engelin olmadığıdır… Tabii ki bunun ‘bütünleşme tamamlanmıştır’ anlamına gelmeyeceği de açıktır
    Bu satırların yazarı olarak, bugün kendilerini Kürt diye isimlendirenlerin en az yarısının Oğuz-Türkmen aslından geldiklerine inanıyorum… Ve bu hakikatin onlara anlatılması için gayret etmenin gerekliliğine de …
    Ancak yılların ihmaliyle kendini farklı milletin ferdi olarak gören insanlara, sadece“hayır siz Türk’sünüz” demekle sonuç alınamayacağı da ortadadır.
    Gerekli olan o insanlara “Türk” olduklarını hatırlatacak olan bir “Devlet”in varlığıdır. Gerisi boş lâftan başka bir şey değildir. Onun için bu tür tartışmaları bir tarafa bırakıp “Devlet”leşmenin yollarını arayalım…

    http://www.habererk.com/haber/373/kurtler-aslinda-turk-mu.html
    Views: 430 | Added by: ahmetbogus | Rating: 5.0/1 |
    Total comments: 0